Sunday, October 18, 2009

Arkadaşlar elimizden geldiğince internet üzerindeki bütün porno datalarını engellemeye çalışıyoruz. Gümrükte para bırakmasa seks şopları da kapatıcaz, ama gelen mal iyi vergi bırakıyor. Halen elimizden geldiğince genelevleri de kapatmak için uğraşlarımız devam ediyor. Siz yine de üç çocuk yapın. Birisi bu masalı anlatanın, biri dinleyenin kafasına, biri de sokağa düşsün, dilensin falan.
"Rekorlar kitabına girerim ben aga!" diyeniniz varsa aranızda, bir seferde üçüz için de kayıtlarımız başlamıştır.

Not:Üç ve üçün katları için çalışalım arkadaşlar.

Friday, October 16, 2009

içi güzel olan herkese gelsin...

Düşüyoruz. Bir yerlerimizi vuruyoruz. Çarpıyoruz. Darbeler alıyoruz. Çatlıyoruz. Buruluyoruz. Acıyoruz. Çakılıyoruz. Yuvarlanıyoruz.
Herşeyin izi kalıyor.
Bir şekilde kabuk bağlıyor, morarıyor, çürüyor ve geçiyor.
Başımıza ne geliyorsa bir şekilde bunu atlatıyoruz.
Beklerken bize işkence çektiren zaman, kendini ortaya koyunca iyileştirici etkisiyle karşımıza çıkıyor bu sefer.
Yoruluyoruz, nefessiz kalıyoruz, an be an bitiyoruz ama ne olursa olsun hayatta kalıyoruz.
Her kazadan nasıl oluyorsa sağ sağlim kurtuluyoruz.
Ve şimdiye kadar elimizden geldiğince hayatta kalıyoruz.

Yumuşacık tenimiz kabuk bağlıyor. Aldığı her darbede daha da sertleşiyor, nasır bağlıyor, kabuk tutuyor.

Asıl önemli olan içerisi ballanıyor, şekerleniyor, şerbetleniyor.

Çok yakın bir arkadaşım, sevgilisi tarafından terk edildi. İçinde heyecan kalmadığı için olduğunu söyledi ve de. Bahsettiğim arkadaşım, kızın hayatındaki en zor anında onun yanında durup onu ayağa kaldırdı. En yalnız hissettiği anda onun yanında oldu. Hatta kıza hediyeler alabilmek için ailesinden hiçbir destek almadan çalıştı, ve başardı. Ama sonu ayrılık oldu.
Ne söyleyeceğimi bilmiyorum şu an kendisine. Zamanın iyileştirici etkisine ihtiyacı var aldığı darbe yüzünden. Elimden geleni yapıyorum, ama malesef eksik kalıyor birşey. Çünkü o kadar boş bir sebeple bu ilişki bitti ki...

Bu sadece benim yakınımdan birisi. Benimkisi başka. 23 senedir ruhumda biriken tüm yükleri kaldıramamanın getirisiyle uğraşıyorum aylardır. Görünürde birşey yok. Ama içerisinden bahsetmek istemiyorum.

Hayatta kalmak. Yapmamız gereken tek şey o. Gerektiğinde susmak,
gerektiğinde başını öne eğmek,
gerektiğinde kabuğuna çekilmek, her neyse...
Aslolan herşey hayatta kalmak için.

Hayatta kaldıkça şekerlenmek, şerbetlenmek için.

Wednesday, October 07, 2009

Dünya üzerindeki son insanın hep erkek olduğunu konu alan onlarca çizgi-roman, bilimkurgu (post - apocalypse) senaryo okuduk izledik...

Nasıl büyük yalan ama...

Friday, October 02, 2009

uzan geliyorum



Ve sevenleri için geliyor:

Lily Allen - Kahretsin adamım


Ben buradan rtük'e de, yabancı filmlerin çevirmenlerine de, yasakçı zihniyete de, birşeyleri engelleyerek işin hallolacağına inananlara da, ben böyle sanatın içine edeyim diyenlerin de, ayakta bevletmenin münasıp olmadığına inananlara da, küfürlü ağızla oruç tutanlara da, kolpalara da, yapım ve yayında emeği geçen herkese de, burdan daha hatırlayamadığımız bu kafadaki bütün herkese de, buca hapishanesinde 3c koğuşunda yatan kayınçom için de gelsin.

Wednesday, September 23, 2009

Geçmiş zamanım ve bundan sorumlu firefox Araçlar > Yakın geçmişi temizle


Türk Dil Kurumu, ki bütün ödeneğini Atatürk'ün mirasından alıyor olan iki kurumdan birisidir, hala eften püften günlük hayatta kullanılmayacak derecede saçma kelimeleri dilimize katmaya çalışadursun, firefox'un yeni sürümündeki türkçe dili zaten sinir olduğum web 2.0 türkçesine daha da sinir olmamı sağladı.

Ulan ben çerezlerimi (hay allah belanızı versin çerez ne ya) mi temizleyeceğim yoksa sana geçmişimin hesabını soracağım?!?! Cookie de ayrı bir salaklık; hadi onlar salak sen de mi salaksın be mozilla türkçecisi?

Ortalık işsiz güçsüz kaynıyor, kuruver bi departman sadece bilgisayar türkçesiyle ilgilensin... bizim de afilli terimlerimiz olsun, ne bileyim "Start" ya da "Başlat" yerine "Kop gel günahlarından" yaz...

Geçmişimi işe karıştırmayı biliyon ama pis!

Not: Günlerdir giremediğim blogger az daha beni ciguliye çevirecekken son anda gül yüzünü turuncu logosunu bana gösterdi, yavaş yavaş kendime geliyorum. Son olması dileğimle

Thursday, September 17, 2009

Baş Parmak Tespiti mi diyeyim, ne diyeyim ben de bilemedim...


bir an durup düşünsenize, baş parmağımız aslında sadece ipod için tasarlanmış olsaydı...
ipod un tasarlanmasından önce anlamsız bir parça olarak dursaydı elimizde...

Tuesday, September 15, 2009

Hah geldin mi...


Facebook'u açmak ve sikli diye aratmak...

Sıkıldım evet.

Çok sıkıldım.

Thursday, September 10, 2009

  • yine doluyum, yine baska bir yaziya basladim. ama yine her zamanki gibi sildim sonunu getirmeden. iki uc aydir bu istege bagli olarak yazinin sonunu getirmeme durumunu yasiyorum, bakalim beni nerelere goturecek...

  • mesela birisiyle ayakustu karsilastim, selam naber derken beni gereginden fazla ayakta tuttu, bildigin konusmasinin orta yerinde "Oldu hadi baays..." gibisinden adami got pozisyonda birakarak cekip gitmek istiyorum bu aralar. birinde patlayacak ama, hadi hayirlisi.

  • ya o degil de, ertugrul ozkok ile ahmet hakanin hac seferine hic goz gezdiren var mi? gun gectikce, deneyimlerini kaleme aldikca daha da alcaliyorlar gozumde lan... adamlar sayesinde kendi inancimin aslinda ne kadar yuksek oldugunu gordum allah carpsin bak :) ertugrul ozkok orada su yasina kadar cevirdigi haltlarin muhasebesini yasarken temizlendigini sanip mutlu oluyor; ahmet hakansa isin tamamiyle turist kafasinda, iste gitmeden once cantaniza alinacaklar, ipod a konacak sarkilar mevlutler falan yaziyor... oha lan :) dun muydu evvelki gun mu, ertugrulcugum butun muslumanlik dininin en buyuk kuralinin ickiyi yasaklamak oldugunu yazdi... oyle bir laf ki bu, ben bu lafi istedigim yere cekerim, ki geliyor da: butun din aslinda bizlere domuz eti yemeyelim, alkol almayalim diye geldi degil mi ertugrulcugum? baska hicbir numarasi yok degil mi? ne bos beles adamlarsiniz siz ama ya...

  • bu arada bilginiz olsun, bu adamlar 2006dan beridir bu turu yapmayi planliyordu. maksat muslumanligi kullanan politikacilarin ayaklarina surtunmek...

  • mahvettin beni yabanci klavye...

  • Son padisah Mahveddin

Wednesday, September 09, 2009

Odalarda 3G'sizim


Yahu nasil bir kafaysa, gecen gun ruyamda 3G'nin birinci G'sini gordum. Hatirlayan vardir elbet, Casio G-Shock saatleri vardi ya; 3G'nin birinci G'si meger G-Shock'mus.

Inanin, hicbir sey kullanmiyorum...

Tuesday, September 01, 2009

Ah banner...


Libidom 1 şu an.

Saturday, August 29, 2009



Bu şarkıyı anlatmak için doğru kelimeleri seçmeye çalışıyorum. Ama ne kadar birşey yazmaya çalıştıysam illa ki bir yerden açık çıkıyor... Derler ya "İnsanın kendini bulduğu şarkı" diye, tamamiyle kişisel olarak söyleyebileceğim birşey bu. Kısacası, 3:46 saniyelik ben.
Şarkının adı "Too many chiefs... Not enough Indians", artistimizin adı da Brant Bjork. Mad Max filminin geçtiği kaliforniya çöllerinde yaşayan, hatta palm desert ta ikamet eden, derme çatma evinde kendi halinde müziğini yapan bir arkadaş. Ben bunu nerden bileyim diyecek olursan da, medyaya en yakın hali Queens of the Stone Age grubu kurulmadan önceki eski halindeyken, yani Kyuss zamanlarında kendisi grubun bateristiydi. Stoner rock icra ederlerdi. Zira dikkat edin, şarkıyı dinlerken bu kadar kısa sürede kafanızın nallaşması gibi bir durum yaşayabilirsiniz.
Herneyse, benim için önemli bir şarkı bu. Notalarının arasında kendimi bulduğum bir şarkı.

Friday, August 28, 2009


Peki hangimiz ipana nın sirkeye oturttuğu yumurta testi için hışımla girişip sabırsızlıktan testi yarım bırakmadık?

Wednesday, August 26, 2009

Sen beni bitirdin banner!


Problemleri var. Evek.

Monday, August 24, 2009

En son ne zaman gittiğin kafede söylediğin gazlı içeceği pipetten üfleyerek bardaktan taşırdın?

Saturday, August 22, 2009


Hani konserlerde sahnede kim varsa, iyi geceler bilmemne diyip sahne arkasına gider. Bu esnada seyirci bir daha alkışlar, ayağa kalkar, tezahürat yapa da sonradan sahneye geri gelirler ya; buna türkçede "Bis" denir.

Aynısı tiyatroda da olsa ya. Çıksalar bir daha oynasalar oyunun bir bölümünü.


Ek bilgi: Metin direk olarak Uykusuz sayı:2007/11 den.
1949 yılında Ses Tiyatrosu'nda Aşk Köprüsü isimli oyun oynanır. Münir Özkul bu oyunla ilk kez profesyonel olacaktır. Genç oyuncu provalarda aşırı sıkılgan davranır ve rolü bir türlü beceremez. Bu haliyle diğer oyuncuları da telaşlandırır. Oyun günü sıra kendisine geldiğinde sahneye çıkar ve muhteşem bir oyunculuk sunar. Baş kadın oyuncu Mürüvvet Sim oyunda olduğunu unutup bu genç oyuncunun arkasından bakakalır, alkışlarla da oyun durur. Münir Özkul seyirciler tarafından üç defa sahneye çağrılır ve oynamış olduğu bölüm üç defa tekrarlattırılır.

Bu da benim göt olduğum an işte...

Wednesday, August 19, 2009


Bundan sonra kapalı mekanlarda tütün kolonyası ikram etmek, sürünmek, koklamak ve / veya herhangi bir biçimde tütün kolonyasıyla ilişkilenmek yasaktır. Sürenlere ve sürülmesine göz yumanlara 4207 sayılı kanun gereğince para cezası uygulanacaktır (62 tl, kdv si içinde).

Tuesday, August 18, 2009

Beni benden aldın be banner!










Birşey demiyorum.

Algı Anı

Geceydi. Ne bileyim saat kaçtı... Bir anda "Rövanş" kelimesinin İngilizce'deki "Revenge" ile aynı kökende olduğunu algıladım.
Apışıp kaldım, ama iki saniye sürdü.

Thursday, August 13, 2009

Daha yirmilerinde olan birisi olmama rağmen, en azından beynimin hatırladığı kadarıyla, bir yirmi sene kadar geriye gidip şu güne doğru gelirken mazide kalmış birkaç insan dikkatimi çekiyor geçmişimde. Bırak facebook u, şu an yolda görsem birkaç defa yüzüne bakmam lazım hatırlamam için. Adları unutulmuş, soyadları unutulmuş, sima olarak geçmişte canlanmış, geçmişte kalmış, bir alay insan... Bir şekilde kopulmuş, işte anasınıfından ilkokula geçilirken kontak kopmuş; ilkokuldan ortaokula geçerken telefonları alınmamış, alınmış olsa bile aranmamış; bir alay kursa gidip oradan tanışılan insanlar unutulmuş; sürer gider bu liste... İlla ki birşey çıkmış, illa ki aranmamış ya da aranılmak istenmemiş.

Onlarca insan, onlarca yüz... Eski kız arkadaşlarımdan falan bahsettiğim yok, hatta doğru düzgün saymıyorum bile onları kız arkadaştan... Ne bileyim, anasınıfındaydım, sınıfta durmadan liderliği kapıştığım Bahadır diye birisi vardı. Aslında en iyi arkadaşımdı sınıftaki, ama durmadan bir liderlik kavgasına girerdik. Sınıfın geri kalanına sorardık, oylamayla hep bahadır kazanırdı. Gocunmazdım da. Nasıl bir karakterse benimki, liderliğe oynuyormuşum o yaşta. Şimdi olsa anca büyük bir sorun çıkacak da anca ipleri elime alırım. Mesela uzun amerikan traşı vardı bahadırın, onu hatırlıyorum. Esmer kumral, kara kuru birşeydi. Ne oldu kimbilir? Nerede şimdi? Öldü mü kaldı mı?

Sonra mesela yazlık arkadaşım Mert vardı. Onu daha iyi hatırlıyorum aslında. Mert popülerdi, ailesi de tanınıyordu şehirde. Babasının bir deri fabrikası vardı, sonradan yangın çıktı vesaire vesaire. Yandı mı, yaktılar mı, yoksa bile bile kendileri mi kundakladı bilinmez ama benim aram mertle de bozuldu. Yani bozuldu demek olmaz, görüşmeyi kestik aniden. İşin aslı mert pislik bir herifti. Benden bir yaş büyüktü, niyeyse arada bana büyüklük taslardı. Önce bi kavga patırtı çıkardı aramızda, sonra ben küser eve kaçardım. 20 dk sonra kapıda biterdi. Hadi bütün kırgınlık dargınlık küfürleşme biterdi atlanır bisikletlere yeni maceralara kapılınır... Ne oldu şimdi merte? Nerededir, ne yapar? Evlerinin üstünde artık satılık yazıyor, nereye gitti kimbilir? En son görüşmemizde evlerinde birşeyi elimden kaydırıp yere düşürmüştüm. Şimdi çin pazarında çok ucuza satılan stres toplarındandı. Hani yok mu iki tane top, bir avucunda çeviriyorsun, döndürdükçe içinde öküz çanı gibi birşey çıngırdıyor. Onların işlilerinden birşeydi kırdığım, gerçi o zamanlar tabi o alet nereden gelmiş kimbilir, türkiyede yok daha ondan. Annesi falan sinirlenmişti bana, onu hatırlıyorum. Dev gibi bir evleri vardı, ya da biz küçüktük bize büyük geliyordu. O kırdığım stres topundan sonra mert bana abi sen bi git, annem sinirlendi dedi. Gittim ben de, gidiş o gidiş. Bir daha görüşmedik. Lan ne materyalist aileymiş. Pis.

Bunlar öyle bir anda aklıma gelenler. Liseden ayrıldım, bir baktım sınıfın yarısı üniversiteye bile gitmiyor. Üniversite bize başlamış, bunlar lisedeki kafada aynen devam ediyorlar. 18 kafası. Sorsan görüşmek istiyor musun onlarla, aman allah korusun. Üç beş kişi kaldı o lise tayfasından, onlarla da internetten konuşuyoruz. Bayramdır seyrandır aradığımız ettiğimiz yok birbirimizi. Bu kopmanın sebebi de farklı yerlere, farklı ülkelere gitmiş olmaları; belirli sebeplerle. Onlar aramıyor ben aramıyorum, arada facebooktan "Bakın lan ne komik bir video" diye birşeyler gönderiyorum "Hehe" yazıp altına gördüm izledim gibisinden yorum yapıyorlar. Bokumu iç facebook.

Geldik şimdiye. Hayatımda yeteri kadar elenmiş, artık eleği de asmış olduğum kimi insanlar var. Ben bunları kaybetmek istemiyorum. Ne bileyim, bana bir bahadır olmasınlar, bana bir mert olmasınlar. Hele bana bir lise sınıfından biri hiç olmasınlar. Kaybedilmeyecek kadar iyi insanlarla olalım efendim. Arayacam, valla da billa da arayacam, söz. Şeref sözü. Ama karşılık da isterim ha!

Tuesday, August 04, 2009

En son ne zaman arabada giderken başını camdan çıkartıp dilini kuruttun?